Son zamanlarda gündemimiz bir hayli kalabalık; orman yangınları, seller, mülteciler, vakaların artışı derken maddi ve manevi olarak zorlu bir süreçten geçiyoruz. Hepimiz biri bitmeden diğerinin başladığı bu durumlar karşısında kimi zaman çaresiz ve aciz hissedebiliyoruz. Bu yüzden elimizden gelen yardımı yapmak için çabalıyoruz. Genellikle bunu sosyal medya üzerinden insanlara duyurarak yapıyoruz. Peki, orada duyurarak gerçekten neye ortak oluyoruz? Yardım’a mı, dayanışma’ya mı yoksa kaos’a mı? 

Gelin bunu geçtiğimiz günlerde yaşadığımız elim bir olay olan; orman yangınları üzerinden irdeleyelim.

28 Temmuz günü başlayıp hızla bölge bölge yayılan bu afet karşında tabiri caizse ülkece şoka girmiştik. Yakın tarihimize baktığımızda böyle bir afetle daha önce hiç tanışmamıştık. Bizim için bir ilkti. Üzerimizdeki şoku atlatıp çalışmalara başladığımızdaysa elimizdeki imkanları hem devletçe hem de milletçe oralara ulaştırmaya gayret ediyorduk. Lakin bir de madalyonun öteki yüzü vardı. Orada yangınla mücadele eden insanlar bir yana, sosyal medyada farklı bilgilerin hızla üretilip sunulmasına şahit oluyorduk. 

İnsanlar akıllarına yattığı bilgiyi çoğunlukla iyi niyet ve bir şeyler yapma arzusuyla kaygısızca paylaşabiliyordu. Öyle ki bu bilginin 'var olan durumu iyileştirmeye mi yoksa ötekileştirmeye mi' sebep olacağı fark edilemiyordu. Nasıl mı? 

Örneğin, ilk zamanlarda sosyal medyada çıkan diyaloglar şu şekildeydi; 

Biri diyordu ki çam ağacı dikelim, ötekisi hayır çam ağacı dikmeyelim; çünkü kozalaklar alevlerin yayılmasına sebep oluyor. Başka bir ses, ağaçlandıralım derken, diğeri hayır orayı sürüp de ağaç dikmeyelim, bitki örtüsünü tahrip etmeyelim diyordu. Bu gibi söylemlerle adeta insanlar birbirleriyle münakaşaya giriyordu. Oysa yangından sonra konuşulması gereken konulardı bunlar. Bize ayrışmaktan başka bir şey getirmeyecekti, getirmedi de. Yaşanan bu diyaloglar da işin sonunda ‘bir bilgiyi paylaşırken nelere dikkat etmeliyiz? sorusunu gün yüzüne çıkarmıştı. 


bilgiyi paylaşırken nelere dikkat etmeli

Afet gibi acil durumlarda bir şeyler paylaşarak olaya dikkat çekmek istiyorsak öncelikle çevremizi ne konuda harekete geçirmek istediğimize karar vermeliyiz. Niyetimiz insanları yardıma teşvik etmekse en anlamlı yardım yöntemlerini şu şekilde ifade edebiliriz; 

  • İmkanımız varsa kendimiz orada bulunarak yardım edebilir ve gitmek isteyenlere tecrübelerimizi aktarabiliriz. 
  • Devletin veya güvenilir sivil toplum kuruluşlarının yardım bilgilerini duyurabiliriz. 
  • Üçüncü olarak bir Müslümanın en önemli kalkanı olan dualarımızla destekte bulunabiliriz. 

Bu üç madde dışında yardım etmek amacıyla paylaştığımız her şey bizi hedefimizden şaşırtabilir, istemediğimiz yollara çıkarabilir. 

Özetlersek, dünya döndükçe karşılaşacağımız zorlu koşullar elbette olacaktır. Pozisyonumuz ise o zorlu koşulu bizzat yaşayan olabileceği gibi dışarıdan bir göz olarak aktaran kişi de olabilir. Lakin bu olaya bakış açımızı değiştirmemeli. Yani olayın aktarımı hususunda teorik kısımdan ziyade o an için ihtiyaçlar (yardım) kısmına odaklanmalı ve o doğrultuda hareket etmeliyiz. Aksi takdirde, en zorlu zamanımızda birbirimize kol kanat germemiz gerekirken istemeden birbirimizin kolunu kanadını kıran taraf olabiliriz. Ki bu da en istemeyeceğimiz hallerden biridir. 

Unutulmaması gereken şey aslında; o zorlu anı yaşayan, o an  yardım için koşturan, oradaki kardeşleri için dua eden ve duyuran hepimiz biriz.

Efendimiz sallallahu alleyhi ve sellem buyurdu ki: 

“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 66; Buhârî, Edeb, 27)