İnsanlar çeşit çeşittir. Eminim ki hepimiz bu cümlede hemfikiriz. Tabi insanların söylemlerinin ve eylemlerinin birbiriyle çelişmesi ayrı bir mevzu ama konumuz bu değil. Asıl konu; bu kadar çeşitliliğin arasında öğrenme kabiliyetlerimizin, bir konuyu kavrayabilme ve uygulayabilme becerilerimizin de çeşitli olduğunu farketme(me)ktir.
Allah Resulü (sav), karşısındaki insanları öyle iyi tanıyordu ki hepsine anlayabilecekleri şekilde muamele ediyordu. Açıklanması gereken bir durumu kimi zaman eliyle göstererek, kimi zaman bir nesne ile anlatarak, kimi zaman muhatabının anlayacağı örnekler vererek anlatırdı. Çünkü mesele, muhataba doğruyu sadece öğretmek değil onu en güzel haliyle benimsetebilmektir.
Buyurun yaşanmış bir hadise ile olaya örnek vermiş olalım. Sahabeden Havvat b. Cübeyr'in (ra) yaşadığı ve aktardığı bir olay:
{Zeyd b. Eşlem, Havvat'tan nakleder:
Peygamberimizle beraber Merri Zahrân denen yerde konakladık. Çadırımdan çıkınca baktım kadınlar oturmuş konuşuyorlar. Çok hoşuma gittiler. Hemen geri dönüp elbisemi değiştirip geldim ve kadınların yanına oturdum.
Resulullah da çadırından çıkıp geldi ve bana "Ya Eba Abdillah hanımlarla niye oturdun?" dedi. Ben korkup "Ya Resulullah devem ürküp kaçtı da onu bağlayacak bir ayak bağı arıyorum." diye yalan söyledim.
Abdest bozmaya gidip geldi. Dönüşünde bana "Devenin ürkmesi nasıl oldu?" buyurdu sonra yol boyunca beni her görüşünde bana bu sözleri tekrarladı.
Dönüşte mescitte namaz kılıyordum. Peygamberimiz geldi iki hafif rekat kıldı. Ben de o gitsin diye namazı uzatıyordum. Bana: "Ya Eba Abdullah uzatabildiğin kadar uzat ben ayakta değilim" buyurup ayrıldı. Ben de özür dileyeyim diye yanına vardım bana yine aynı şeyi söyleyince ben doğruyu söyledim.
Efendimiz de "Allah sana merhamet etsin." buyurup bundan sonra bana bu konuda hiçbir şey söylemedi.} (Taberani, Kebir 4/203, 204 h. No 4146)
Yukarıda zikredilen hadisteki olayı şöyle bir inceleyelim. Peygamber Efendimiz (sav) olumsuz bir durum gördüğünde muhatabını hemen kenara çekip, böyle yapma, şöyle yap şeklinde telkinlerde bulunmadı. Bilakis sadece Havvat b. Cübeyr'e (ra) yaptığı eylemin nedenini sordu. Yaptığı işin yanlış olduğunu fark eden sahabe çekinerek gerçek olmayan bir sebep söyledi.
Allah Resulu (sav), muhatabına durumun doğru olan halini sadece öğretmek istemedi, tam anlamıyla ona benimsetmek istedi. Verdiği cevabın yanlış olduğunu ona hatırlatırcasına ama rencide etmeden her fırsatta ona durumu hatırlattı. Ona gördükçe devesinin durumunu sordu. Öyle ki artık Havvat b. Cübeyr (ra) yaptığı hatanın ağırlığını taşıyamayacak hale geldi. Mahcubiyeti inceden inceye arttı. Nihayet Peygamber Efendimiz'in (sav) yanına gidip doğruyu söyledi. Peygamber Efendimiz (sav) de ona dua etti.
Havvat b. Cübeyr'e yanlış davranışından dolayı huzursuz hissettiren, doğru davranışı benimseten Allah Resulu'nun (sav) ona karşı yaklaşımı idi. Hata doğruya döndüğü anda Allah Resulu (sav) bir daha konuyu açmadı. Çünkü maksat hasıl olmuştu. Amaç kişiyi utandırmak değil, hatasından vazgeçirmekti.
İnsanlara Yaklaşım Tarzı
İnsanlara, onların hakikatleri kavrama yetilerine göre yaklaşmalıyız. Her üslup herkese göre değildir. Kimi insan fevridir, hakikati duyduğu an yanlış onun için bitmiştir. Kimisi olaylara duygusal yaklaşır, kimi ise hesabîdir. Bazen de Peygamber Efendimiz'in (sav) yaptığı gibi muhatabımıza zaman tanımalı, karşımızdakine hatasını idrak etmesini sağlamalıyız. Peygamber Efendimiz burada onun cevabını duyduğunda, hayır yalan söylüyorsun, demedi, bekledi ve hatanın itirafı için, hatırlatıcı bir üslup takındı. Sürekli ama kırmadan, usandırmadan bir bekleyiş. İşte tuttuğu bu yol, bir kişinin daha hatasından vazgeçmesine vesile oldu.
Hulâsa; doğru birdir, ama ona götüren yollar çoktur. Yazının başında dediğimiz gibi insanlar çeşit çeşit. Öyleyse insanlar arasındaki iletişim yolları da çeşit çeşittir.
Bir düşünelim bakalım; bizim gayemiz ben doğruyu söyledim demek midir? Yoksa bir yanlışı doğrulttum demek mi?
1. İbn Hibban, a.g.e., XII, 262.
2. Ahmed b. Hanbel, V, 330.
3. Buhari, İ'tisam 12.

0 Yorumlar