Arkadaşlarla her muhabbetimiz derslerden ibaret olmuyor, her oturmanın konusu ilmihal olmuyor. Bazen bir alışveriş için bir araya geliyoruz, bazen bir hatır sorma için, kimi zaman gönül bağı için, kimi zaman zarurî durumlar için... Diyeceğim şu ki dünya hali, her zaman farklı durumlarda olmamızı gerektiriyor. 

Allah Rasulü (sav) bize bulunduğumuz konumlar değişse de, kalpteki gayenin tek olacağını çok güzel bir şekilde örneklik ederek öğretiyor. Nasıl mı? 

Buyurun Ebu Berze'den (r.a.) dinleyelim:

- Rasulullah (sav) meclisten kalkmak istediğinde son olarak şöyle derdi:

" سبحانك اللهم وبحمدك أشهد أن لا إله إلا أنت أستغفرك وأتوب إليك " 

(Sübhanekellâhümme ve bihamdik, eşhedü enlâ ilahe illâ ente estağ­firuke ve etûbe ileyk)

"Allah'ım, seni hamd ile noksan sıfatlardan tenzih ederim. Şehadet ederim ki senden başka ilah yoktur. Senden beni bağışlamanı diliyorum. Sana tevbe ediyorum." 

Bir adam: "Ya Rasulallah! Daha önce söylemediğiniz bir sözü söylemeye başladınız?" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sav):

"Bu, mecliste meydana gelen günahlara kefarettir." buyurdu. (1)

İşte böylece sahabenin dilinden bir meclis adabı öğreniyoruz. Anlıyoruz ki Peygamber Efendimiz herhangi bir meclisten kalkarken bağışlanma dilemeden, O'nun adını gündemine almadan kalkmıyor. Biz de bir meclise hangi niyetle oturursak oturalım, bulunduğumuz meclisin sonu, her zaman olduğu/olacağı gibi mutlak dönüşün yegane sahibine dönmelidir. 

Sabrı ve Hakkı Tavsiye Etmek

Ashaptan iki kişi karşılaştıkları zaman biri diğerine Asr suresini okumadan ve ardından selam vermeden ayrılmazlardı. (2) Asr suresi kısa ama manası derin olan surelerdendir. Ashap bir araya gelip ayrılırken bu sureyi okuyarak birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmiş olurlar. İnsanın, her buluşma sonunda bu tavsiyeyi hatırlatması ne büyük bir incelik ve ne güzel bir alışkanlıktır. 

İnsan hayatı düşünce ve davranışla şekillenir. Bu iki sünneti de en güzel şekilde yerine getirerek harekete geçmeliyiz. Bir düşünsenize arkadaşınızla görüşmek için bir araya geldiniz sonu böyle bitiyor, bir hasta ziyaretine gittiniz sonu böyle bitiyor, bir pikniğe gittiniz sonu yine aynı. Alışveriş maksatlı buluştunuz yine O'nunla bitiriyorsunuz. 

Her sohbetimiz O'nu anarak bitince insanın ruhu başkalaşıp güzelleşmez mi? Her mevzu O'ndan af isteyerek biterse insan varoluş amacını hiç kaybeder mi? Elbet O'nunla biten her meclis O'nun adıyla yeniden kurulmak isteyecektir. 

Mehmet Akif Ersoy'un dizeleriyle yazımıza son verelim.

Halikın namütenahi adı var en başı Hakk

Ne büyük şey kul için Hakk’ı tutup kaldırmak

Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken

Mutlaka sûre-i ve’l-Asr’ı okurmuş bu neden ?

Çünkü meknun o büyük sûrede esrârı felâh

Başta iman-ı hakikî geliyor sonra salâh

Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık

Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık. (3)


Selam ve dua ile...


1. Ebu Davud, Edeb 32

2. Beyhakî, Şu'abu'l-iman, Nuruosmaniye Ktp., III, vr. 174

3. Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul 1984, s.419

TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991, cilt:3, s.502