Uzman Psikolojik Danışman Hatice Selman ile günümüzde çok yaygınlaşan ve hayatlarımıza sirayet eden mükemmeliyetçilik üzerine bir röpörtaj gerçekleştirdik. Tanımını, artı eksilerini ve çözüm yollarını konuştuk.

‘Mükemmel’ hayatımızda kullandığımız olumlu bir kelime. Ama mükemmeliyetçilik o kadar da olumlu bir terim değil, farklı bir terim. Bu yüzden tanımı ile başlamak istiyorum. Mükemmeliyetçilik nedir?

Mükemmeliyetçiliği bir şeyleri tam ve eksiksiz yapma çabası, buna dönük yoğun bir çaba olarak tanımlayabiliriz.

Mükemmeliyetçilik deyince 4/4’lük evini temizleyen bir ev hanımı, çok başarılı bir öğrenci, işkolik bir patron hemen aklımızda bunlar canlanır. Gerçekte böyle midir? Mükemmeliyetçilik hayatımızda sadece temizlik ve başarıda mı ortaya çıkar? 

Mükemmeliyetçiliği burada açarak cevaplamak daha doğru olur.  Mükemmeliyetçilik bir kişilik özelliği de olabilir; yani kişi yapısal olarak bir şeyleri çok iyi yapmayı isteyen bir yapıda olabilir. Diğer taraftan belli alanlarda öğrenilmiş bir davranış da olabilir. Örnek veriyorum; çok aşırı çalışan anne babası olan bir kişinin, iş hayatında aşırı çalışan birisi olması gerektiğine inanması gibi. Ya da temizlik örneğinde olduğu gibi; o kişinin temizlik tanımı evde hiç toz görülmemesiyse o da yine aynı şekilde hayatı boyunca kusursuz bir temizlik için çabalayacak. Öyle öğrendiği için.

Bazen de mükemmeliyetçilik şu şekilde karşımıza çıkar; bir şeylerin aşırı telafisi dediğimiz yani ‘ters dışavurum’ da denilen yolla. Örnek veriyorum aşırı estetik ameliyatlar yaptıran bir kişi aslında kendini çok yoğun bir şekilde kusurlu hissediyor olabilir. Yani kendini o kadar kusurlu buluyor ki sürekli bir şeyleri onarma ihtiyacı içerisinde gibi düşünebiliriz. Yine mesela aşırı telafi örneği verebileceğimiz bir örnek, bir kişinin kendisine dönük çok yoğun bir yetersizlik inancı vardır ve bunun karşısında o yetersizlik hissine kontra bir adım olarak da bir şeyleri aşırı yapıyordur. Aşırı çalışma, aşırı başarı, aşırı isteme… Her şeyde birinci olmaya, derece olmaya çalışma... 

Bu da aslında kişinin asıl bakması gereken noktaya bakmadığı ya da bakamadığı, orayı onarmadığı için zıt bir eylemle onu karşılamaya çalışması gibidir.

Mükemmeliyetçilik hem kişinin kendisi için zarar verici olabiliyor hem çevresi için. Nedir bu zararlar?

Kendisi açısından zararları için diyelim ki biz bir alanda yetersiz hissediyoruz ve onun için aşırı çaba gösterdiğimizde ancak yeterli olabileceğimize inanıyoruz. Bu da altı delik bir kabı doldurmaya benziyor çünkü benim bir alanda ilerleyebilmem için hataya toleransımın olması gerekiyor. Aksaklığa, negatife toleransımın olması gerekiyor. Ama mükemmeliyetçilik bizden bunu istemiyor. Mükemmeliyetçilik bizden direkt her şeyi, bütün hedefleri kusursuzca aksaklık olmadan o sonuca gelerek yapmamızı istiyor. Bu da kişinin kendisi açısından çok yıpratıcı.

Bunu danışanlarıma şöyle örnek veriyorum. 3. sınıf çocuğuna 7. sınıf sorusunu sorup sonra neden bunu yapamadın demek gibi bir şey. Zaten bizden kapasitemizin üstüne çok katı sert şekilde çıkmamızı istiyor ve yapamadığımız ilk anda da cezayı o veriyor. Hiç aksaklığa negatife tahammülü yok. Dolayısıyla mükemmeliyetçilik kişinin kendisini yeterli hissetmesini vaat eden ama ona asla onu vermeyen bir şey. Koca bir ilüzyon aslında. 

Kişi adına çok yıpratıcı ve bir türlü doyuma ulaşmamasının bir nedeni. Kişi, her zaman oralarda bir yerlerde ulaşması gereken bir şeyleri olduğuna şartlanmışken elindekini de fark edemiyor ve tat alamıyor. Bu da sürekli ötelenen bir mutluluk, ötelenen bir doyum, ötelenen bir şükür anlamına geliyor.

Çevresi açısından da bakacak olursak tabii ki kendisini eksikleriyle kabul etmeyen bir insanın, çevresinin de eksikleriyle kabul etmesi çok zordur. Kendisine çok tahammülsüz olan bir insan çevresine de yansıyacaktır. Bunu direkt o niyetle fark ederek yapmıyor olabilir ama sonuç olarak çevresindekilerin ona açık olabilmelerini de önleyen bir şey.

Hataları kabul eden birinin yanına ne kadar rahat gidersek hatalara tahammülü olmayan birinin yanına o kadar zor gideriz hatta gidemeyiz. Arkadaş ortamından örnek verelim. Ev hanımları buluşacak. Bir tanesi çok mükemmeliyetçi, çok sayıda yemek hazırlıyor. Hepsi de tırnak içinde ‘çok kusursuz’. Bu sefer çevresindeki insanlar onun gibi olmayacağı için ya da ondan onay alamayacakları için bu tarz gruplardan uzaklaşabiliyor. 

Farklı bir örnek olarak mükemmeliyetçi bir ebeveyn düşünelim bu çocuk adına da hiçbir zaman onaylanamama gibi bir şey doğuruyor ve bir yerden sonrada birçok çocukta ve gençte şunu görebiliyoruz ‘zaten kaybedeceğim oyuna ben niye gireyim?’. Yani hedeflerinden uzaklaşma, hedef oluşturmama gibi bir şeye de yol açabiliyor. 

mükemmeliyetcilik-gencleri-nasıl-etkiliyor


Özellikle çocuk ve ergenlerle çalışıyorsunuz. Onlarda mükemmeliyetçilik nasıl yaşanıyor, farklı bir seyir söz konusu mu?

Çocuk ve ergenlerde biraz daha yapısal olabiliyor. Ya da anne çok kaygılı ve kontrolcü, korumacı ise çocuk ve ergende ‘bir şeyleri aşırı kontrol etmesi’ gerektiğine inanabiliyor. Ancak o şekilde bir şeylerin yolunda gideceğine inanıyor. Bu da tabii ki çocukların ve ergenlerin hem çevrelerine adaptasyonlarını etkiliyor hem akademik başarıyı. Akademik başarı çocuk ve ergenlerde çok önemli. Günün çok büyük bir kısmını okulda geçiriyorlar.

Okulun iki temel boyutu olduğunu varsayarsak biri akademik sorumluluklar diğeri sosyalleşme. İki tarafta da kabul göreceğine inanmama olabilir ya da kendisi diğerlerini kabul edemiyor. Akademik alandan onay olmayacak ya da her şeyi çok kusursuz yapması lazım.

Bir örnek vermek gerekirse bir ilkokul çağı vakasında çocuk yazıyı o kadar mükemmel yazmaya çalışıyordu ki dersi kaçırıyordu. Çocuğun anlaması ile ilgili bir sorun mu var diye bana gelmişti. Sonra baktığımızda aslında çocuk, anı o kadar çok kaçırıyor ki oraya dönemiyor. Biz onunla bu mükemmeliyetçilik kısmını çalıştığımızda çocuk rahatlamıştı. 

Kendimizdeki bu mükemmeliyetçi yanı fark ettik diyelim. Bunu güçlü bir yöne, hayatımıza bir katkıya çevirebilir miyiz? Evet ise nereden başlayabiliriz?

Aslında literatürde iki türlü kavram var; olumlu mükemmeliyetçilik ve olumsuz mükemmeliyetçilik.

Ama benim şahsi araştırmalarım ve deneyimlerim, şahsi fikrim üzerinden cevaplamak gerekirse bir insanın başarılı ve yeterli olması için mükemmeliyetçiliğe ihtiyacı yok. Zaten sağlıklı kaynaklarla, doğru hedeflerle, becerilerine uygun şekilde ilerliyorsa ve ilerlerken de iyi bir motivasyonu kendine verebiliyorsa ya da verebilecek ortam veya insanlarla birlikteyse o kişi zaten ilerliyor. Bunun için illa kusursuzluğu ya da en iyiyi hedeflemesine gerek yok. Kişi adım adım da planlayarak başarılı olabilir, iyi iş çıkarabilir.

Bunu fark ettiğimizde olumlu bir hale getirmek için artı eksi yapmak gerekir. Mesela mükemmeliyetçi kişilerde şu da çok olur. Kişi mükemmeliyetçiliği bıraktığında çok dipte bir performans göstereceğini zanneder. Yani bu değilse o zaman 'aa olur mu hiç öyle şey'… Yani ev temizleme örneğinden gidersek 'evi çöp mü götürsün, pislik mi götürsün' gibi bir düşünceye geçer. Halbuki kusursuzca ya da kendimizi heba edercesine temizlemenin alternatifi, evi çöp götürmesi değildir. Yeteri kadar temizlik diye üçüncü bir seçenek de vardır.

Ama genellikle mükemmeliyetçi kişiler, siyah beyaz olarak görme eğiliminde olabiliyor ve orayı bıraktığında diğerlerinden alacağı onayı da kaybedeceğini düşünüyor. Bak ne kadar temiz kadın demeyecekler ona mesela. Çocuksa başarılı odaklı bir mükemmeliyetçiliği varsa onay alamama, hatta sadece ondan dolayı bir ilgi alıyorsa o ilgiyi alamama gibi... Bir sürü versiyonunu söyleyebiliriz.  

mükemmeliyetcilik-zararlı-mıdır-tedavisi

Burada bizim alacağımız ilginin ya da bizim değerli olmamızın mükemmeliyetçilikle bir alakası olmadığını fark etmek aslında iyi bir ilk adım olabilir. Biz sadece biz olduğumuz için değerliyiz. Ya da illa işimizde ilerlememiz için bunu kendimizi çok sıkarak, yıpratarak yapmamıza gerek yok. Yeterince iyi bir iş de kabul görebilir. Biz de çevremizde kabul edilebiliriz gibi bakılırsa ve mükemmeliyetçiliğin artı eksi hesabı yapılırsa ona göre yeniden bir rota oluşturabilir.

Yani mükemmeliyetçiliği olumlu bir yöne dönüştürmek değil de alternatif olarak yeterince iyiyi kabul eden bir tarafı beslemek ve fark etmek daha iyi olur diyebiliriz. 

Kısa soru-cevap kısmına geçiyorum. 

Mükemmeliyetçiliğin en belirgin yanı: katı kuralları içermesi

Kişiye en büyük zararı: hiçbir zaman doyum alamamak

En etkili tedavi için önerileriniz:

·    -kişinin kendi kendine bu yanını fark edip, yeterince iyiye yada ara sıra olan aksaklıklara da tolerans geliştirmesi

·    -kendisinden daha azını yapıp da doyum alan insanları görüp onlarla birlikte olması

·       -tabii ki psikolojik destek.