İyilik nedir ya da kötülük neye denir? Bu soruları sahabeden Nevvas b. Sem’an da bizim gibi merak eder ve bir gün Peygamber Efendimiz’e (sav) sorar. Onun dilinden nakil yapalım:
Rasulullah’a (sav) iyiliği ve kötülüğü sordum, şöyle buyurdu: “İyilik, güzel ahlaktır. Günah ise, kalbini tırmalayıp duran ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (1)
"البر حسن الخلق والإثم ما حاك في نفسك وكرهت أن يطلع عليه الناس"
Bu hadis ile iyiliğin ve kötülüğün ne olduğuna dair en güzel tanımı öğrenmiş oluyoruz. Çok ince ayrıntılarla sınırları çizilmiş ama herkesin anlayacağı basitlikte bir tanım. Güzel ahlak adına takındığımız her tavır iyiliktir. Sadece bir insana yardım etmekten ibaret bir kavram değildir. Güzel ahlak kişinin özde kendine yaptığı en büyük iyiliktir. Çünkü Allah iyilik edenleri sever (Ali İmran 3/134). Allah'ın sevmesi ise takdir edersiniz ki kul için en büyük mükafattır.
Hadisin devamında kötülük açıklanırken çok güzel bir ifade mevcut. Nefsini rahatsız eden diye tercüme edilen kısım başka bir rivayette (ما حاك في صدر / ma hake fi sadri) şeklinde nakledilir. (حاك في / hake fi) düğümlemek (صدر / sadr) göğüs demektir. Yani göğüste düğümlenip kalan ne varsa bil ki o kötülüktür. Hani insan bir eylemde bulunur ve ardından içinde bir rahatsızlık, bir sızı hisseder veya nefeste bir daralma vuku bulur ya işte o anda yapılan eylemin iyilik olmadığı anlaşılır. Elbette ki kişi kötülük yapmayı bir normu haline getirmediyse. Çünkü onu adet edinen kişi kalbindeki sızıyı hissedemez. İşte bu basit ama etkili yöntem ile kötülüğü tanımlayıp ondan uzak durmamız anlık bir meseledir.
İyilik, güzel ahlaktır. Peki güzel ahlak nedir?
Bu soru, pek çok açıdan incelenmiş ve türlü tanımlar ortaya çıkmıştır. Allah Teala, Kur’an ile Rasulünün örnekliğini tescillemiş ve şu ayeti bizlere inzal etmiştir. “Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem Süresi, 4. ayet) Bu ayetin ışığında güzel ahlakı incelersek, Peygamber Efendimiz'in hayatındaki söz, eylem ve takrirleri kısaca tüm davranışları bize güzel ahlakı öğretir. Çünkü güzel ahlak özde kişiyi, genelde ise toplumu erdemli kılar.
Allah Rasulü bulunduğu toplumu ıslah ederken gıybetin ne olduğunu anlatmış, iftirayı yasaklamış (2) yalan ile imanın aynı kalpte olmayacağını, bu denli birbirine uzak olduğunu söylemiş (3) ve söz gezdirerek insanlar arasında dolaşıp dostların arasını bozanların kötülerden olduğunu bildirmiştir (4). Bu sözlerini eylemleri ile desteklemiştir. Çünkü erdemli bir toplum için bireysel alanda değişimler şarttır.
Örneğin gıybet; biri, diğerine üçüncü şahsı anlatır. Anlatan ve dinleyen günah işlemiş olur. Günahın bedelini yapan kişiler üstlenir fakat sonuç itibariyle bu eylem toplumu bozar. Çünkü namaz yahut oruçta olduğu gibi eksikliği sadece kişiye zarar vermez. Aksine önce toplumu yaralar arka planda ise bireye zarar verir.
Herkesin elinde bir fırça var ve kendini istediği renge boyama hürriyetine sahip. Fakat bu işlem öyle katmanlı bir olay ki her fırça darbesinin bedelini kişi kendi öder. Ancak her boya izi toplumun rengini ortaya çıkarır. Bu yüzden olumlu/olumsuz her eyleminde bu topluma da bir renk katar. Toplumun beyaz rengi olmasını istiyorsak kişi o denli beyaza bürünmeli. Hatta bir adım daha ilerisi kendine başka renk boyalardan korumalı, temasta bulunduklarını da beyaz rengi tercih etmeleri için ön ayak olmalı.
Kısaca toplumsal ahlakın yolu bireyden geçer diyebiliriz. İlk hedef, kendi iç dünyamızı ıslah etmek olduğu gibi ikincil kazanımımız ise toplumun ıslahıdır. Sizleri kul olarak Allah ile bağımızın güçlendiği, cemaat olarak erdemli bir toplum olduğumuz günlere ermemiz duası ile Allah’a emanet ediyorum.
1. Müslim, Birr 5
2. Müslim, Birr 70
3. İbn Hanbel, II. 349
4. Beyhakî, Şuabü’l-îmân, VII, 494


1 Yorumlar
👏👏💐
YanıtlaSil