teenni,tefekkür nedir,hız kavramı

Hakikatin, insanlar tarafından önemsenmediği çağın nasıl bir şey olduğundan bahsediyorduk en son. Bu çağın karakteristiğine bir tezat oluşturmak için mevzuya uzun bir ara verdim, bekledim, olgunlaştırdım ve nihayet aylar sonra devam ediyorum..desem ve siz de inansanız, post-truth çağa iyi bir ayak uydurmuş olurduk. Öyle ya da böyle mevzuya döndük diyelim. 

Türkçe’ye “hakikat sonrası, gerçeklik ötesi, gerçek sonrası” gibi şekillerde çevrilen post-truth kavramı, bizzat içinde olduğumuz bir durumu ifade ediyor: insanların belli bir konuda nesnel gerçekliğe dayalı argümandan ziyade duygu ve inançlarına hitap eden argümanı kabul etmeleri durumu[1]. Yani belli bir olayda gerçeğin ne olduğunu önemsemek yerine işlerine geleni (duygularına hitap edeni) gerçek olarak kabul etmek ve bunun üzerinden tavır belirlemek anlamına geliyor. Kavramın ortaya çıkışı 1992’ye dayansa da yoğun olarak kullanımına 2015-2016 yıllarında siyaset alanında rastlanıyor. 

Kavramsal detaya daha fazla inmeden neden bunu yapıyoruz sorgulamaya başlayalım. Çok doğal, inanmak istediğimiz şeyi gerçek olarak kabul ederek, hakikati bilme ve ona göre davranma sorumluluğunu üzerimizden atıyoruz diyelim. Ama birimiz ikimiz değil de koskoca toplumlar nasıl bu şekilde davranmaya başladı? Bu davranışı tetikleyen en önemli etkenlerden birisini zikredelim. Yazının ikinci cümlesinde “çağın karakteristiği” dediğim şey: hız.

Açalım.

Zaman bizim için tek bir mahluktur, insanların üzerine atılmış bir ağdır, dünyevi boyutta onun dışına çıkmanın imkanı bulunmamaktadır. Her “an” yaratılıyor olduğu için aslında geçmiş zaman ve gelecek henüz yoktur. Günümüzde ise hayat süratini hep artırır bir şekilde akıyor. Instagram reels kısmını veya tiktok’u ve benzerlerini gözümüzün önüne getirsek bir akış görüyoruz. Kısa kısa videolar önümüzde akmaktadır. Sınırlı karakterde yazılmış tweet’ler akmaktadır hep. Hızlandırma butonuyla İslami sohbet dinliyoruz mesela, hoca da çok yavaş konuşuyor mübarek...  

Uzununa tahammülümüz git gide azaldı, artık akışı bozar gibi gelir uzun aralıklar. Bilgiye hızlı ulaşıyoruz sanırken bilgi sandığımız yanlış hapı çoktan yutmuş oluyoruz. Bunlar zaten uzun zamandır orada burada söyleniyor da bu hızın bize en belirgin etkisi nedir? “Düşünme”ye fırsat bulamayış. Çünkü düşünmek, mevcut akışı bozuyor. Alelacele düşünemeyiz. Evet belki beyin fırtınası yapılabilir, ama fırtınadan sapasağlam bir fikir değil o fikri bulduracak ipucu çıkar ancak.   

post truth nedir nasıl yansır makale deneme

Düşünmek aslında kişinin kendi akışını keşfetmesini sağlayacak şey. Akl-ı selim ile düşünmeyip, bundan daha hızlı hareket eden duygularımız ve otomatiğe bağlamış inançlarımızla yaşamak bizim için kolaya kaçmak olur. O halde bu çağda yaşarken adımlarımızı 5T kuralıyla atmak gerektiğini düşünüyorum:

Teenni – Temkin – Teyit – Tekmil – Tefekkür

Yalanın bu kadar yaygın olduğu bir zamanda çabucak inanmayı reddetmek, duyarsızlık damgası yemeye mahkumdur elbette. Gerçek duyarlılık, adı üstünde gerçeğin ortaya çıkması için gerekeni yapmaktır. Karşılaştığımız herhangi bir bilgi, ses, görüntü ve argüman karşısında ilk önce teenni ile hareket etmek gerekir. Teenni, “bir işi acele etmeden iyice düşünerek yapma, temkinli ve ihtiyatlı davranma anlamında ahlâk terimi”.[2] Hız ve acelecilik arasındaki bağın altını çiziyorum. Hakikate ulaşmanın emek isteyen yolunu bırakıp kendilerince kestirme yol çizenler yolun sonunda hakikati bulabilirler mi? Efendimiz (s.a.v.) “Teennî Allah’tan, acelecilik şeytandandır.”[3] buyurdu ve hakikati aramaktan bizi alıkoyanların kimden olduğunu öğretti. 

Diyelim ki teenni ile hareket edip sükunetimi korudum, yalanlardan bir yalan beğenmek yerine düşünerek hareket etmeyi seçtim. Peki teenni, durmak mı demek? Elbette hayır. Düşünürken bir yandan gerçeğin peşine düştüm. Önüme gelen her bir veriyi incelemeye başlamalıyım. Bu esnada cebimde temkin var. Nesnel gerçekleri baz alarak ayağımı güçlü basmak için karşılaştığım her şeye karşı sorgulayıcı olmalıyım. Temkin, pekiştirmek, güçlü olmak veya güçlü kılmak demek. Yerler kaygan, her gün binlerce gör/selde boğulma riski, yapyanlış bilgilerin mantardan hızlı türediği koca bir mutfak, internet. Ardından elimde bulunan süzülmüş bilgiyi teyit etmek adımı. Doğrulamak. Tamam artık elimde bir işin, haberin, kavramın, bilginin vs. doğrusu var, diyebilmeliyim. Sonra da bu doğrunun diğer doğrularla bağı var mı yok mu diye bakmalı, bir bilgiden diğerine yol almalıyım. Yani sıradaki anahtar tekmil.  

Elimdeki şeyi tamamlamalı, hakikati bulma yolunda eksiksiz ve sapasağlam bir adım attığımdan emin olmalıyım. Bu noktaya geldiysem muhtemelen belli bir süre geçmiştir, herkes fikrini çoktan beyan etmiş, mevzu neredeyse gündemden düşmüştür. Bunu da derdi gündem olan düşünsün. Bu çağın hakikati seven insanı, gündemini başkalarının belirleyeceği kadar boşlukta olamaz. 

En nihayetinde geldik o güçlü, vakarlı, sakin ve eylemi doğuran denize: tefekkür. Ulaştığım hakikat parçası nereden gelir, nereye gider? Kökü nerededir, geleceği ne olabilir? Neden bu ses/görüntü/bilgi/kavram var ve niçin çarpıtılma tehlikesi taşıyor? Tüm bu adımlar bize her şeyden önce “öğrenmenin” ehemmiyetini gösteriyor olmalı. 

Bir yanlış kaç doğruyu götürür bilmiyorum ama bir yanlış, insanı çabucak bir başka yanlışa götürür. O halde doğru adım atmak isteyen, doğru yolu bulmak çabasına mecbur.



[2] TDV İslam Ansiklopedisi, “Teenni”, https://islamansiklopedisi.org.tr/teenni

[3] (Tirmizî, “Birr”, 65)