‘Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim’ diyor ya Üstad Cahit Zarifoğlu. Hakikaten öyle; üretiyoruz, gelişiyoruz, büyüyoruz, globalleşiyoruz… Ama bir türlü hırslarımızı geride bırakamıyoruz. Bireyselde, önce kendi nefsimizin bizi işgal etmesine izin veriyoruz. Sonra aile, toplum derken bakıldığında bir kitleyi işgale sürüklüyoruz. Düşününce zaten büyük cihat değil miydi insanın nefsi ile mücadelesi. Her gün imtihanı olanı…
Nefsin, insanı ele geçirmesi, hep daha fazlasını istemesi ve doymak bilmezliği hem ferdi hem de toplum cihetinde sonu gelmez yıkımlara sebep oluyor. Hele bir de bunun esiri ve halinden bihaber olanı bir devlet başkanıysa onun vay haline…
Nefsinin, toprak mı güç mü kan mı arzuladığının idrakinde olamamak!
Ekonomik krizin ve fiyatların gündemini, 24 Şubat 2022 tarihi itibariyle Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle değiştirdik. Şaşırdık, üzüldük, mazlumlar için ettiğimiz duaların arasına bir ülkeyi daha eklemiş olduk. Bu sebeple bu durum bizim açımızdan pek garipsenmedi. Çünkü biz mazlumun dinine, ırkına, diline, ülkesine bakmayız. Lakin Avrupa’da bir kavmiyetçilik, bir sarışın mavi gözlü olanlara bu ahvali yakıştıramama bakışının hakim olduğunu gördük. Aslında bir yerde haksız sayılmazlardı, mamafih çoğunlukla bu zulümle Müslüman ülkeler karşılaşmış ve evleri bombalanan taraf genellikle onlar olmuşlardı. Bu nedenle şimdi başlarına gelenleri yakıştıramamaları normaldir.
Fakat sormak lazım; hangi mazlumun kanı kime helaldir? Hangi çocuk bombalı bir sabaha uyanmayı hak eder? Soruların cevapları belli de bunu hakkıyla yanıtlayabilecek vicdanları var mı, işte onu bizlere savaş vesilesiyle tekrar göstermiş oldular. Öyle ki Ukrayna’da yaşayan diğer vatandaşlar gibi Afrika kökenli insanlarında başka ülkelere geçiş yapmaya çalıştığını lakin bunu diğer vatandaşlar kadar rahat gerçekleştiremediklerine şahit olduk. Tek kusurları (!) sarışın ve mavi gözlü olmamalarıydı.
Ah insanoğlu yıllar geçse de sen, savunduğun kanda, tende, gözde bir kıymetinin olmadığını göremiyorsun!
İşgal mevzu bahis olduğunda batının eline kimsenin su dökemediği aşikardır. Ve diyebiliriz ki insan başına gelmeden anlamıyor belki de. Bakınız üzerinden sadece günler geçmesine rağmen dünyanın Ukrayna- Rusya yaklaşımına; devletlerden Ukrayna’ya destek mesajları gelirken -Rusya’ya yaptırımlar uygularlarken- yıllarca Filistin, Suriye, Mısır, Doğu Türkistan, Afganistan…. gibi pek çok masum halkın sesi olamayan, ses vermekten çekinen bir kitlenin varlığını anımsıyoruz hüzünle. Onların başındaki savaşın yıllarca sürdüğünü, ölümün yapılan zulmün yanında sadece başka bir sonuç olduğunu onun dışında asimilasyona, soykırıma ve bununla birlikte işgale maruz kaldıklarını biliyoruz. Her insanın temel hakları olan can, mal, namus, akıl ve dinin korunması ilkelerinden mahrum kaldıklarını ve her gün bir sese ihtiyaç duyduklarını biliyoruz.
Peki, zulme ses olmanın a ülkesi, b ülkesi olur mu? Sanıyorum bu sorunun cevabı yalnızca kendi soydaşlarının canı yanınca ortaya çıktı. Fakat, bilmiyorlar mı ki ellerine kan bulaşan sadece eylemi gerçekleştirenler değildir, buna şahit olup elinden geleni yapmayanlar da suçludur.
Bizler biliyoruz ki kuvvetin sadece maddeyle ölçülemeyeceğini, güçlünün ya da güçlü gibi gözükenin akıbetinin onu zafere taşımakta ölçü olmadığını.
Çünkü, Rabbimizin sözü Haktır!
İbrahim Suresi 42. Ayet-i Kerime:
"Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor." Bazı müfessirler bu ayeti kerimenin ‘mazlumlar için bir teselli, zalimler için bir tehdit’ ifade ettiğini söylemişlerdir. (
Teselli elbette Rabbimizdendir!
Rabbim tüm mazlumları, zalimlerin zulmünden muhafaza buyursun.
2 Yorumlar
Rabbim hidayetlerine vesile kılsın.
YanıtlaSilAllahümme Amin.
Sil