Bir saat içinde üç çeşit yemek hazırlamanız ya da 5 gün içinde bir ödevi teslim etmeniz istense yapılacak ilk iş, 'hızlıca bir gidişatı belirlemek' olur. Hangi yemekler bir saate yetişir, elimizde hangi malzemeler var, ödev için hangi alanda eksik var, gerektiğinde kimden yardım alınacak vs bir durum analizi yapılır ve ardından eyleme geçilir. Bir önceki yazımızda günah yüklerinden kurtulmaktan bahsetmiştik. Bu arınma fırsatının ardından Ramazan ayına giriş yapacağız.
Peki Ramazan’a hazır mıyız? Hala geç kalmış sayılmayız, hemen bir durum analizi yaparak işe koyulabiliriz. Birkaç soru ile zihnimizi kurcalamaya başlayalım.
- Bende hangi güzel huylar
var? Onları nasıl parlatıp, geliştirebilirim?
- Zaaflarım neler? Onlar
üzerinde nasıl çalışıp, törpüleyebilirim?
- Günde ne kadar Kur’an
okuyorum?
- Namazlarımı huşu içinde
kılabiliyor muyum?
- Oruç ibadetini tam
anlamıyla biliyor muyum?
Listemiz uzar gider. Başlangıcı yapmak adına bu kadar soruyla yetinmekte fayda var. Tespitler yapıldıktan sonra bir 'eylem planı' hazırlayabiliriz. Örneğin; sosyal medyada çok vakit kaybettiğimizi fark ettik, aç ve susuz durmanın yanında medyasız durmayı da eklemeliyiz. Ya da Kur’an’la bağımızın olmadığını veya çok az olduğunu gördük, bu Ramazan’da Kur’an’la irtibatımızı arttırmalıyız. Herkesin durumu/imtihanı farklı olduğu için eylem planı kişiye özeldir.
Ramazan’ın bize getirisi aslında bir ay için değildir. Bir ay içinde yeni bir şeyi alışkanlık eder ve Ramazan sonrasında da o hal üzere oluruz. Her Ramazan, bizi bir basamak daha yükseltir. Tabii biz o basamakları bayram namazı ile geri inmezsek. Her Ramazan, gerçek bir farkındalıkla ifa edilirse senemizi ve nihayet ömrümüzü güzelleştiren ve bereketlendiren bir faktör olur.
“Oruç, sabrın yarısıdır.” (Tirmizi, De'avât, 86) , “Sabır, imanın yarısıdır.” (Hâkim, II, 446)
İmam Gazali, yukarıdaki bu iki hadis-i şerifi birlikte zikreder ve yaptığı hesapta orucun imanın dörtte biri olduğunu söyler.¹ Bu denli önemli bir konumu olan oruç ibadetinin sadece aç kalmak olmadığı elbette aşikardır. İmam Gazali, orucun mahiyeti konuşulduğunda bizim favori çıkış kapımız olan fakirleri anlamak ibaresini kitabında zikretmemiştir bile. Bu dikkat çekici bir ayrıntıdır. Elbette ihtiyaç sahiplerinin halini de anlamış oluyoruz. Fakat oruç, bir kulluk bilinci yükler insana. Kulun nefisle irtibatlı her neyi varsa ondan sıyrılabildiğini Rabbine göstermesidir. Rabbi istedi ve kul itaat etti. İşte mesele bu!
Bir hadis-i kudsîde şöyle buyrulmaktadır:
“Her hasene (sevap) on mislinden yedi yüz misline kadar yükselir. Ancak oruç benimdir ve onun mükafatını ben veririm.” (Müslim, Sıyâm, 30, 164)
Bu müjde insana güç verici, harekete geçirici cinstendir.
Öyleyse az da olsa yavaş da olsa yürümek, durmaktan evladır. Harekete geçmek
için vakit, şimdi değilse ne zaman?
1. Orucun Sırları, İmam Gazali, sayfa:20


0 Yorumlar