tevekkül konusunda arastırma


Bazı zamanlar gelir ki, insan kendini çok aciz hisseder. Bu acziyet içerisinde hiçbir rolünün olmadığını hisseder ve bu his onu tembelliğe itebilir. Böyle bir hale bürünen kişiye, tevekkül etmek ne kadar iyi gelir. Tam anlamıyla kavranmış bir tevekkül, kişiyi aciz hissettirmez tam tersine çok güçlü hissettirir. 

Önceki yazımızı okuyanların aklına hemen bir soru/itiraz geldiğini görüyor gibiyim: 'Yazınızda tevekkülün acziyet hissettirdiğini açıklamıştınız, şimdi ise tam tersini söyleyerek kendinizle çelişmiyor musunuz?' 

Öyleyse hadi gelin, tevekkülün insana nasıl bir güç verdiğini ayetler ışığında birlikte inceleyelim.

(بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ)

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْؕ كُلَّمَٓا اَضَٓاءَ لَهُمْ مَشَوْا فٖيهِۙ وَاِذَٓا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواؕ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قدير

"Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce  dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir." (Bakara suresi 20. ayet)

Tevekkül edince dayandığımız güç, işte bu ayette tasvir edilen güçtür. Çünkü, Allah'ın gücünün üstünde güç yoktur. Her şeye gücü yeten O'dur.

Hz Nuh a.s.'ın tevekkülü, bu 'güç bulma' konusuna aydınlık getirecektir.

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۘ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامٖي وَتَذْكٖيرٖي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

"Onlara Nûh’un kıssasını da oku! O, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah’ın âyetlerini bildirmem zorunuza gidiyorsa, bilin ki ben yalnız Allah’a dayanıp güveniyorum; siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın." (Yûnus Süresi 71.ayet)

Hz. Nuh (as), kavmine karşı meydan okumuş ve 'ne yaparsanız yapın, ben Allah'a tevekkül ettim' demişti. İşte bu cesaret tevekkülden dolayı kişide meydana gelen bir durumdur. O'nun bu meydan okuyuşunu görenler de bu cesareti kimden aldığını fark ederler.

Tevekkül etmek, insanın gücüne güç katar. Çünkü, eğer sen Allah'a dayanırsan bu dayanağın asla yıkılmaz. Her daim karşındakinden üstün çıkarsın. Eğer Allah'ı karşına alırsan bir sinek dahi olsa yerle bir olursun. 

tevekkül etmek hakkında arastırma

Teslimiyet ve güç bir devrenin ürünleri ise kablo olmadan ampul yanmayacağı gibi, pil olmadan da yanmayacaktır. İşte bu ikisini de karşımızdaki duruma göre kullanmalıyız. Gücümüze güç katarken, 'kendi acziyetimizi' unutmamalıyız. 'Tam teslim olarak' nefsimizi durdurmalıyız. Aksi takdirde devre yanar, ne pil işe yarar ne de ampul yanar.

Kul Rabbine karşı aciz, kendi gibi diğer kullara karşı ise Rabbine dayandığından ötürü son derece güçlüdür. İşte bu iki duyguyu olayların büyüklük ve küçüklüğüne göre dengelenirse tevekkülümüz tam tevekkül olur. Bunu, rüzgar karşısında yelkenlisini yöneten denizci örneğine benzetebiliriz. Yelkeni terse bükersek o rüzgar bizi yıkar, tıpkı gücün esiri olunca onun bizi yıkacağı gibi. Eğer zamanında rüzgara çevirmezsek ileri gidemeyeceğimiz gibi, yersiz acziyet hissedip tam teslim olmayışımız bizi ileri götüremez. İşte doğru bir yön verme ile bu duyguların esiri olmayacağımız görmüş olduk.

Tevekkül konusu kendi içinde iki zıt kutbu taşır ama bu çelişki değil bilakis zenginliktir. Üzerinde uzun soluklu tefekküre ihtiyacımız olan bir mevzudur. Bu son yazımızla da tevekkül konusuna kısaca değinmiş bulunmaktayız. Gücümüzün yettiği açıklamayı yaptık ve Rabbimize tevekkül ettik. Daha derin araştırmayı siz meraklı okurlarımıza bıraktık. 

Tesiri için duaya, amele dönmesi için kıyama durduk...