Tevekkül kavramı Kur'an-ı Kerim'de öyle yerlerde kullanılmıştır ki iki zıt anlamı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu yazımızda, bu iki önemli mevzuya girmeden, tevekkülün bize nasıl emredildiğine ve tevekkülü gündelik hayatımıza nasıl geçirebileceğimize göz atacağız.
Kuran-ı Kerim'de Tevekkül
Kuran-ı Kerim'de tevekkül, tevekkel (توكل) ve felyetevekkel (فليتوكل) lafızları ile emredilmiştir. Bunlardan bazısında direkt Müslümanlar muhatap alınmış, bazılarında ise Peygamber Efendimiz (sav) muhatap alınmıştır.
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Allah (O'dur ki), O'ndan başka ilah yoktur. Müminler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler. (Teğabun Süresi, 13.ayet)
Bu ayette emir net olarak karşımızda durmaktadır. Tevekkül etmek, doğrudan Müslümanlara emrediliyor. Allah'ın bizlere emrettiği hususlar farz hükmündedir. Demek ki tek bir ayetten de anlayacağımız gibi tevekkül etmek aslında bize farzdır. Tevekkül eden kişi farziyeti anlayabilirse İmam Gazali'nin de dediği gibi tevekkülün aslının tevhid olduğunu anlayabilir.** Aslında, tevekkül bir bakıma Allah'ın kudretine olan imanın sergilenişidir.
فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِؕ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبٖين
Sen Allah'a tevekkül et (güvenip dayan). Çünkü sen apaçık bir hak üzerindesin. (Neml Süresi, 79.ayet)
Bu ayette doğrudan sen vurgusu ile muhatap Peygamber Efendimiz'dir. Fakat bu, sadece ona emredilen bir durum olduğu anlamına gelmez. Elbette bize de hitap eder, yalnız söylem itibari ile tekil kullanım vardır.
Önce Tevekkül Sonra Dua
وَقَالَ مُوسٰى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمٖينَ
فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّـنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَۙ
Musa dedi ki;
'Ey kavmim. Eğer Allah'a iman etmişseniz (ve O'na teslim birer) Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin.' Onlar (iman edenler) dediler ki 'Biz Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu için bir fitne (sınama konusu) kılma.' (Yunus Süresi, 84-85.ayetler)
Sihirbazlardan bir kısmı, gerçeği görünce Allah'a iman ederler. Firavun ise Hz Musa'ya (as) inananlara çok öfkelenir. Yeni iman etmiş olanlar, istemeden de olsa endişeye kapılırlar. Bunu fark eden Hz. Musa (as), kalplerinde şüphe ve endişe kalmasın diye onlara tevekkülü tavsiye eder. Hz. Musa'ya (as) iman edenler de bu tavsiyeye hemen uyarlar ve Allah'a tevekkül ettiklerini söyleyip dua ederler. Aslında bir nevi durumlarını beyan ederler.
Fahr-i Razi ve Ebu's-Suud Efendi'nin beyanını da burada dile getirmek ufkumuzu açacaktır. Tevekkül etmenin duanın kabulüne vesile olduğunu söylerler. Hz. Musa'nın emrettiği gibi müminler, tevekkülü dualarından evvel yapmışlardır. Her mümin, dua edeceği zaman duasından evvel Rabbine tevekkül ve itimat etmeli, yaptığı duanın kabul olacağına şüphesiz inanması lazımdır.*** Müslüman bilmeli ki Rabbinin kudreti sonsuzdur, kulun isteği O'nun katında çok da zor bir durum değildir.
Tevekkül çok derin bir kavramdır. Şimdilik bu hususları dile getirerek giriş yapmış olalım. Onun insana hissettirdiği güç duygusunu ve teslimiyet hissini peygamber örnekleri üzerinden başka bir yazımızda inşallah kaleme alacağız.
Tevekkül emrini yerine getirebildiğimiz bir ömür geçirmeniz temennisi ile...
*Mustafa
Çağrıcı, "Tevekkül" D.İ.A. c.41, s.1-2
**İmam Gazali, İhyau'
Ulumi'd-Din, c.5, s.450
***Mahmut Sami Ramazanoğlu, Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri, s.50
(Yazının devamını okumak için tıklayınız.)
0 Yorumlar