Geçen ayki yazımda ‘Bir Düşüncenin Yolcusu Olmak’ başlığı ile bir yazı yazmış, düşüncelerle irtibatımızı, onlarla kurduğumuz ilişkilerin boyutunu sorgulamaya sizleri davet etmiştim. Şimdi de tevafuki bir şekilde o ayın yazısına mukabil bir olayla karşılaştık. Karşılaştık dediysem, öyle farazi değil, bize bunu kanıksatmanın diğer bir adı olan karşılaşmaydı bu. Öyle ki yılın belirli günlerinde birkaç figüranın ortaya çıkıp TV haberleriyle gündeme geldiği kutlamaları(!) ele alacağım ve soracağım sizlere gerçek bir kutlama böyle mi olur?
Düşüncelerin, toplumları değiştirdiğini ve geliştirdiğini gördüğümüz gibi bir arpa boyu yol gidememelerini de sağladığını bu olaylarla görüyoruz. İnsan her tanık olduğunda ürperiyor, bizim çocuklarımıza dayatıyorlar bu düşüncelerini, bunlarla yetiştiriyorlar. Çiğ kalmış düşünceleriyle büyütmeye yelteniyorlar. Bu da yetmiyor bir de onları oyunlarına alet ediyorlar. Bir çocuğu, bir insana(!) secde ettirmek nedir! Ya da bir öğretmenin aklınca kapalıyken o günün sayesinde açıldığını çocuklarımıza ‘Şimdi nasılım, şık olmuşum değil mi?’ diyerek seviyesizce onları da kendi tiyatrosuna dahil etmesine ne denir? Nereden baksanız suç üstüne suçtur bu yaptıkları…
Din ve vicdan özgürlüğünden tutun da kılık kıyafet özgürlüğüne kadar savundukları anayasal haklara müdahaledir! Kabul edilemez!
Şimdi tarihe girmeyeceğim. Lakin bakıldığında batıdan aldığımız kıyafetlerle muasır medeniyete ulaşmadığımızı söylemek yanlış olmasa gerek. Savaş, o kıyafet ve o ideolojilerle kazanılmadı çünkü. Orada ezan dinmesin, bayrak düşmesin, İslam'ın sancağının üstüne namert bir el değmesin niyetleriyle 13-14 yaşlarında çocuklar koştu cepheye… Anneler çocuklarının başlarını kınalayarak yolladı! Vatana kurban olarak adanmış yiğitlerdi onlar! Neden? Siz onların emanet diye bıraktıkları bu vatana bu şekilde sahip çıkın diye mi?
Elbette ki hayır, bizler bu ülkenin 'elif' nesliyiz. O bırakılan yerden emaneti devralan bizleriz. Neyi, neden yaptıklarının bilincindeyiz. Yıllarca yapılan bu kirli oyunların farkındayız ve gerekenin yapılması için hep birlikte elimizden geldiğince ses veriyoruz. Biz çocuklarımızı okullara bu ümmete faydalı bireyler olsunlar diye gönderirken onların yapmak istedikleri şeyin başkalığı karşısında öfke duyuyoruz. Onların saf ve temiz dünyalarına el uzatan, inanç ve düşünce hürriyetlerini etkileyecek şekilde batıl olgularla doldurmaya yeltenenlere DUR! diyoruz. Biz halk olarak hakkımızı savunuyor. Ve her yıl bu tür şeylerle karşılaşmaktan yorulduğumuzu dile getiriyoruz. Çünkü düşünüyoruz, böyle bir kesim var ve yılın belirli günlerinde bunlar meydana çıkıyorlar! Görebildiklerimizi görüyor, göremediklerimiz için ise endişe duyuyoruz.
Bunun için sorguluyoruz!
Cezalar mı yetersiz yoksa bizler mi?
Ebû Saîd (el-Hudrî) diyor ki, “Resûlullah"ı (sav) şöyle derken işittim: "İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgarî gereğidir." ” (M177 Müslim, Îmân, 78)
2 Yorumlar
Rabbim Ümmeti Muhammed'e at gözlüklerini atıp doğruları görebilmeyi nasip etsin.Kaleminize sağlık yıllardır kanayan bir yaraya parmak basmışsınız.eğer biz uyanmaz ve çocuklarımızı uyandırmazsak daha çok böyle densizlikler görürüz. Allah muhafaza!..
YanıtlaSilAmin... Yazıdan istifade edebilmenize sevindim. Duamız o'dur ki bir an önce uyanıp böyle olayların önünü ardını alacak güç, kuvvete kavuşmayı Rabbim bu ümmeti müyesser kılsın. Tek duamız, çabamız bu! İnşallah o günler de yakındır!
YanıtlaSil