Gecenin yerini gündüze bırakması ne kadar normal ise gündüzün yerini geceye devretmesi o denli beklenen bir durumdur. Yokuş çıkarak gidilen bir evin dönüşünde o yokuşu inmek şaşılacak bir iş değildir. Bir kekliği avlamak için koşan tilkinin, günün birinde aslanın avı olması kaçınılmaz bir gerçektir. Demem o ki; muazzam bir döngü içinde yaşıyorken ruh halimizin bu dönüşüm ve değişimden nasibini alması olağandır.
İnsanoğlu her daim aynı duygu durumunda kalamaz. Bu sebeple ibadetlerinde, yaşam gayesinde, davranışlarında zaman zaman düşüşler ve şevksizlik hali yaşar. Bizi bizden iyi bilen Rabbimiz, Zümer suresindeki ayet-i kerimesiyle insanoğluna bir yol gösteriyor:
"De ki; Ey nefislerine zulmeden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları affeder. O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir." (Zümer, 53)
Kelamullah gayet açık ve net. Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez! Rabbimiz öyle bir dil kullanıyor ki sanki bize şöyle diyor; kulum yine de ikna olmadıysan bil ki Allah bütün günahları affeder. Kul yine tedirginlik hissederse o yüce sıfatlarıyla kendini tanıtıp, Ğafur ve Rahim olduğunu kuluna hatırlatıyor.
Bu ayeti gözümüzün önünde tutmalı, dilimize pelesenk etmeli ve gönlümüze nakşetmeliyiz ki Rabbimizin bize verdiği bu büyük güveni tam anlamıyla içselleştirelim.
Kimi zaman iyimser bir hal içinde oluruz. Bu ruh hali bedenimize, oradan da davranışlarımıza yansır. Düzenli ve dingin bir süreç geçiririz. Yaşadığımız problemlerle sağlıklı bir şekilde yüzleşebiliriz. Kimi zaman ise o ruh hali yerini bedbaht bir hale bırakır. Sanki güneş batmış, her yer karanlıkta kalmış gibidir. Elbette bu da davranışlarımıza yansır.
Bazen günahlarımızı fark eder, yaşantımıza bakar, gidişatımızın pek iyi olmadığını görürüz. Sonra daha da karamsar bir hale bürünürüz. İçi su dolu kabın suya batması gibi günahlarla dolmuş bir vaziyette battığımızı hissederiz. Hani bir kişi suda tam boğulacakken bir el tutar onu ve kurtarır ya boğulmaktan. İşte dibe çöktüğümüzü hissettiğimiz bir haldeyken Peygamber Efendimiz'in (s) ümmetine bir el uzattığını unutmayalım. Öyleyse Efendimiz'in (s) kurtarıcı mahiyetindeki şu hadisini hatırlama vakti gelmiştir.
Enes'den (r.a) rivayet edildiğine göre;
Nebi (s) binitinin terkisine bindirdiği Muaz'a: "Ya Muaz" diye seslendi. Muaz: "Buyur, emret, Ya Resulallah" diye cevap verdi. Bu hitap ve cevap üç defa tekerrür etti, daha sonra Resulallah (s) "Hiçbir kul yoktur ki samimi olarak 'eşhedu enla ilahe illalllah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve resuluhu' diye şehadet etsin de, Allah onu cehenneme haram kılmasın." buyurdu. Bunun üzerine Muaz: "Ya Resulallah bunu insanlara bildireyim de sevinsinler", dedi. "O zaman da buna güvenirler (de tembelleşirler)" buyurdu. Muaz bunu (dini bir bilgiyi gizlemekten dolayı) günaha düşmekten korkutuğu için ölmeden önce insanlara açıkladı. (Buhari, İlim 49; Müslim, İman, 53)
Bu hadisi okuyup, kalben inandıktan sonra tekrar o çukura girmek ne mümkün! Yanlışlıkla düşsek de o el bizi kurtarmak için havada bekliyor. Yine, yeniden ve defalarca çıkarmak için.
Umudunu diri tut kardeşim, Rahim olan Rabbin şah damarından da yakın.
Dibe çöküyorsan dur ve Allah'ın ipine sarıl...
Tövbe et, niyet et, kalk ve harekete geç! Yolun sonu çok yakın...


0 Yorumlar