Rabbimizin bizlere emir telakki ettiği helal lokmanın gerekliliğini ve onu talep etmenin ne denli önemli olduğunu geçen yazımızda değerlendirmiştik. Bugünkü yazımızda tayyip kavramı üzerinde duracağız.
“Allah’ın size verdiği helalen tayyiben ( helal ve tayyip) rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.” (Maide Süresi 88. ayet)
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâlen tayyiben (helal ve temiz) olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.” (Bakara Süresi 168. ayet)
"Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin tayyip olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin. Sonra gazabım üzerinize iner. Kimin de üzerine gazabım inerse, hiç kuşkusuz o, uçuruma düşmüş helak olmuştur." (Taha Süresi 8. ayet)
Peki, yukarıdaki ayetlerde muhatap olduğumuz helal lokma emri ile beraber zikredilen tayyip kelimesini nasıl anlayacağız.
Râgıb el-İsfahânî, tayyip yiyeceği:
- dini anlamıyla “meşru yollarla elde edilen ve cevaz sınırları içinde kalınarak tüketilen yiyecek”,
- mecazi olarak da “bilgisizlik ve fasıklıktan, çirkin fiillerden arınıp bilgi, iman ve erdemli davranışlarla bezenen kişi” diye tanımlıyor. (el-Müfredât)
Diğer taraftan tayyip kelimesi ile; İslam’da helal kabul edilen yiyeceklerin aynı zamanda insan tabiatına uygun, zevki selime uygun, temiz ve lezzetli olduğu ifade edilir. (Fahreddin er-Râzî, V, 4)
Burada, insan tabiatına uygun ve temiz olmak denilen husus şöyle açıklanabilir;
bir gıda veya katkı maddesi elde edildiği kaynak bakımından helal olabilir lakin bu gıdanın veya katkı maddesinin insan vücuduna zarar vermesiyle artık tayyiplikten çıkmış durumdadır. Bu nedenle besinler ve katkı maddeleri üzerindeki çalışmalar yapılırken insan sağlığına olan etkileri değerlendirilmedir.
Devam eden yazılarımızda gıdaların, helal ve tayyip yönünden incelenmesi ile karşınızda olacağız inşallah.
Kaynaklar:
https://islamansiklopedisi.org.tr/tayyib
Fahreddin
er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, V, 4; IX, 138; XI, 112, 113; XII, 59-60, 86; XV, 21;
XVIII, 108; XIX, 92; XXII, 86; XXIII, 21.
(Devam yazılarını okumak için tıklayınız.)

0 Yorumlar