Helal bir yaşam için, bir kul olarak Rabbimizin bize emrettiği ibadetleri yapmak ile yükümlüyüz. Bu ibadetlerin yapılmasında ve inancın sarsılmaz olmasında İslam alimlerinin ortak olduğu bir görüş bulunmaktadır. Bu görüş “helal lokma” ve “helal kazançtır”.
Helal
lokma, namaz ve zekat gibi Kur’an’da emir olarak inmiş bizlere: ‘Ey insanlar!
Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın
peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır’ (Bakara Suresi 168.ayet). Bizler de
bu emri dikkate alıp o yönde yaşam sürmeliyiz.
Peki, bizler Müslüman bir ülkede yaşadığımız halde yeyip içtiklerimiz nasıl helal olmayabilir? Ya da neden şüpheli oluyor?
Bu husus, gıda endüstrisinin
oluşturduğu ortamın ve bu ortamdaki üreticilerin hassasiyeti ile bağlantılıdır. Örneğin; helal olan hayvanların kesimi, domuzdan elde edilen gıda katkı maddelerinin kullanımı, içeceklerde kullanılan aroma vericilerin etil alkol ile çözündürülmesi vb. durumlar Müslüman ülkede bulunmamıza rağmen karşımıza çıkıyor. Bu nedenle asıl önemli olan, tüketicilerin talebi ve dikkatidir.
Bir misal ile devam edelim;
Ebubekir Sıddık (r.anh)'ın bir kölesi bulunmaktaydı. Bu köle kazancının belli bir kısmını ona verir, o da bundan yerdi. Yine bir gün köle, kazandığı bir şeyi getirerek Hz. Ebubekir’e verdi . Hz. Ebubekir de ondan bir lokma aldı. Bunun üzerine köle: “–Her akşam bana kazancımın mâhiyetini sorardın, bu akşam sormadın.” dedi.
Hz. Ebubekir -radıyallâhu anh-: “–Çok açtım, sormayı
unuttum. Peki, söyle bakalım nasıl kazandın?” diyerek açıklamasını istiyor ve
köle cevap olarak;
“–Falcılıktan
anlamadığım halde cahiliye devrinde falcılık yaparak bir adamı aldatmıştım.
Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık size ikram ettiğim bu
yiyeceği verdi.” dediğinde Hz. Ebubekir -radıyallâhu anh-, derhâl parmağını
boğazına götürüp (bütün eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini çıkardı ve:
“–Yazıklar olsun sana! Neredeyse beni helâk ediyordun!” dedi.
“Bir lokma için bu
kadar eziyete değer miydi?” diyenlere de şu cevabı verdi:
“–Canımın çıkacağını bilseydim yine de o lokmayı çıkarırdım. Zira Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-“Haramla beslenen vücudun müstahak olduğu yer, cehennemdir!” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 26)buyurmuştur.
Bu kıssanın günümüze çıkan hissesi şu olmalıdır;
Ticari kazançta haram yol ile kazanılan bir yemeğe karşılık, Hz. Ebubekir’in davranışı ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadisi şerifi bizlere 'helal kazancın önemini' göstermektedir. Helal kazancın önemi bu kadar net
belirtilmişken yediğimiz yiyeceklerin ve içeceklerin helal olması noktasında ne
kadar fazla dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor.
Gıda endüstrisinin gelişimi ve hızlı yaşamın bizleri esir aldığı bu ortamda tüketiciler, 'hazır paketli ürünlere' yöneliyor. Bizler bu gelişime ayak uydurarak, aldığımız ürünlerin kaynağını bilmeli ve ona göre tüketmeliyiz. Tüketici olarak, özellikle Müslüman ülkede yaşayan tüketiciler olarak helal kaynaklı gıdaları talep etmeliyiz.
Helal kaynaklı gıdaların teminatı ise helal
gıda sertifikasıdır. Günümüzde her tüketicinin tek başına ürünleri alıp analiz
ettirmesi zor bir durumdur. Bu nedenle güvenilir sertifikalandırma kuruluşlarına
ihtiyaç duyulmaktadır.
Müslüman tüketiciler olarak üreticilerin bu güvenilir olan sertifika kuruluşlarına başvurmasını bizler sağlayabiliriz. Talep ne kadar yüksek olursa üreticiler bunu göz önüne alarak sertifika almak durumunda kalacaklardır. Bunun oluşumu için helal gıda bilincinin toplumumuzda daha da artması gerekmektedir.
Helal gıda köşemizde bu bilincin artması ve bilgilenmek adına yazılarımızla sizlerle birlikte olacağız.
(Devam yazılarını okumak için tıklayınız.)

0 Yorumlar