"Bir duruşu olmalı insanın; bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı."
Yıllar önce Üstat Cahit Zarifoğlu tarafından söylenen bu sözün üzerine birçok anlam yüklenip konuşulabilir, kritiği yapılabilir. Ben ise sadece 'dava kavramını' ele almak istiyorum.
Dava, Arapça kökenli bir kelime ve anlamı amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey, ideal demektir. Günümüzde bizimde sıkça dilimize pelesenk olan bu kelimenin, içi doldurulması gereken güçlü bir kelime olduğunu görüyoruz. Çünkü gerek Üstat’ın atfı, gerekse bizim kullanımımız davanın hemen ulaşılabilecek bir hedeften çok, bir yaşama biçimi olduğuna dikkat çekiyor. Böylelikle, hayatta en çok sorgulanan soruya kapı aralıyor iki hece, bir kelime olan; DAVA.
Örneğin, Rus yazar Tolstoy’un dünya klasikleri arasında yer alan 'İnsan Neyle Yaşar?' başlıklı kitabını eminim ki duymayanımız yoktur. Orada yazarın hayatın anlamını sorgulayan hikayelere yer verdiğini görüyoruz. Onunla birlikte bilindik veya bilinmedik daha birçok isim sayabiliriz elbette. Zira geçmiş ve geleceğe dönük baktığımızda hiç eskimeyen bir sorudur 'insan neyle yaşar' sorusu.
İnsanla başlayan ve insanla bitecek olan bu sorunun cevabı, herkes tarafından merak edilir ve edilmeye devam edecektir. Kimi bunu hak yolunda koşarak kimi de batıl da debelenirken arar. Lakin her ikisi de davası adına bir şeyler yapıyor, durmuyor!
Davalar içinde barındırdıkları ilkelerle değer kazanırlar. Bizimde yegâne davamız, İslam üzere yaşamak ve yaşatmak olduğuna göre terazinin ağır tarafını bizim çekeceğimiz aşikardır. Fakat batıl karşısındaki duruşumuzda sendelemelerimiz ve birlik olamayışımız da ortadadır. Bu durum her adaletsizlik, haksızlık ve zulümle karşılaştığımda daha bir öfke duymama sebep oluyor. Öyle ki adeta mitolojik bir karakter olan ejderhaya bürünüp ağzımdan ateşler çıkararak haykırmak istiyorum; NEDEN BİRLİK OLAMIYORUZ?
Aslında bu sorunun tek bir yanıtı yok. Hem içinde bulunduğumuz düzenin acizliği hem de bireysel olarak bizlerin ufak şeylere takılıp ana paydayı gözden kaçırması sebebiyle yaşanıyordu bu rahatsız edici olaylar. Düzen ve intizamın yaratıcısı olan ve bizi bizden daha iyi tanıyan Allah celle celalühü’den gayri adalet arayışımızdan (!) kaynaklanıyordu. Sanki bu mümkünmüş gibi.
Çözüm belli, yapılacak olan belli yalnız hala dirilememiş olan bizleri uyandırmak gerek! Hem de toplum çarkının içindeki öncü dişlerin bizler olduğumuzun farkında olarak uyanmalı ve uyandırmalıyız.
Velhasıl, dava insanın yaşama gayesi ve onun ne için yaşayacağının adıdır. Bu yüzden davası olmayan birinden söz edemeyeceğimiz de aşikardır. Bakıldığında hiçliği savunan biri bile farkında olmayarak bir şeye inanır ve o inanç üzerine yaşar. Dolayısıyla bizler Rahman’ın yeryüzündeki halifesi* sıfatını verdiği kullarıyız.
Davamızı bu hitaba uygun bir şekilde sahiplenmeli ve bu uğurda etimizle, kemiğimizle O’nun razı olmayacağı durumlarla mücadele etmeliyiz. Durmadan, yorulmadan o yol üzerinde olmak için çalışmalıyız.
Hem ne söylemiş kıymetli yazarımız Mehmet Akif Ersoy;
"Neden azmin bu kadar süreksiz, sen mi yoksa davan mı yüreksiz?"
*En’am Suresi 165. Ayet-i Kerime


0 Yorumlar